<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss xmlns:yandex="http://haber.yandex.com.tr/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
	<channel>
	<title>Sağlıkla ilgili herşey burada</title>
	<link>https://www.medicaldunya.com/</link>
	<description>Sağlıkla ilgili herşey burada</description>
	<image>
		<title>Sağlıkla ilgili herşey burada</title>
		<link>https://www.medicaldunya.com/</link>
		<url>https://www.medicaldunya.com/images/banner/no_headline.jpg</url>
	</image>

	
	<item>
		<link>https://www.medicaldunya.com/saglik/uzmandan-otizm-uyarisi-egitim-yasam-kalitesini-belirliyor-h1347.html</link>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:53:03 +0300</pubDate>
		<category><![CDATA[saglik]]></category>
		<title><![CDATA[Uzmandan otizm uyarısı: Eğitim yaşam kalitesini belirliyor]]></title>
		<description><![CDATA[Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu&amp;#039;nda erken tanı ve bilimsel temelli eğitimin büyük önem taşıdğunu belirterek, ailelerin ilk belirtileri fark ettiklerinde vakit kaybetmeden uzmana başvurmaları gerektiğini söyledi.]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;strong&gt;İSTANBUL - NP İstanbul Beyin Hastanesi&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu'nun (OSB) nedenleri, erken belirtileri ve tedavi sürecine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Otizmin sosyal iletişim becerilerinde farklılıklar ile sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir durum olduğunu belirten Luş, belirtilerin her bireyde farklı düzeylerde görülebileceğini ifade etti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Bilimsel çalışmaların otizmin ortaya çıkmasında en önemli etkenin genetik yatkınlık olduğunu gösterdiğini vurgulayan Luş, ileri anne ve baba yaşının da risk faktörleri arasında değerlendirildiğini söyledi. Aşıların veya ebeveyn ilgisizliğinin otizme neden olduğuna ilişkin iddiaların ise bilimsel olarak geçerliliğinin bulunmadığını kaydetti.&lt;img class=detayFoto src=https://www.medicaldunya.com/images/upload/otzm.png style=float:left; height:343px; margin:9px; width:350px /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;İLK BELİRTİLER BEBEKLİK DÖNEMİNDE GÖRÜLEBİLİYOR&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Otizmin ilk belirtilerinin çoğunlukla yaşamın ilk yıllarında ortaya çıktığını belirten Luş, isme tepki vermeme, göz teması kurmama, gülümsemeye karşılık vermeme, bakım verenle iletişim kurmakta isteksizlik ve 'ce-ee' gibi karşılıklı oyunlara ilgi göstermemenin önemli uyarı işaretleri arasında yer aldığını söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Dil gelişimindeki gecikmelerin de dikkatle takip edilmesi gerektiğini ifade eden Luş, bir yaş civarında anlamlı sözcüklerin başlamaması ve iki yaşında iki kelimelik cümlelerin kurulamamasının uzman değerlendirmesi gerektirdiğini belirtti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Otizm ile zekâ arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını vurgulayan Luş, otizmli bireylerin bilişsel özelliklerinin farklılık gösterebildiğini ifade etti. Bazı bireylerin üstün bilişsel becerilere sahip olabileceğini, bazılarında ise zihinsel gelişim geriliğinin tabloya eşlik edebileceğini belirten Luş, her bireyin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;TANI KLİNİK DEĞERLENDİRMEYLE KONULUYOR&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Genetik testlerin bazı durumlarda uygulanabildiğini ancak tek başına otizm tanısı koydurmadığını dile getiren Luş, otizmin Down sendromunda olduğu gibi belirli bir gen üzerinden teşhis edilen bir hastalık olmadığını, tanının çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlarının ayrıntılı klinik değerlendirmesiyle konulduğunu ifade etti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Bilimsel olarak etkinliği kanıtlanan temel yaklaşım eğitim&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Otizm tedavisinde bilimsel etkinliği kanıtlanmış en önemli yöntemin eğitim olduğunu belirten Luş, erken tanı alan ve bireysel ihtiyaçlarına uygun, düzenli eğitim programlarına katılan çocukların sosyal iletişim ve bağımsız yaşam becerilerinde önemli gelişmeler gösterebildiğini söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Otizm şüphesi oluştuğunda ailelerin vakit kaybetmeden uzman desteği alması gerektiğini vurgulayan Luş, doğru tanı, bireyselleştirilmiş eğitim programı ve aileye yönelik rehberlik hizmetlerinin sürecin en önemli basamakları olduğunu belirtti. Erken tanının hem tedavi başarısını hem de bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığına dikkat çekti.&lt;/p&gt;
]]></yandex:full-text>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.medicaldunya.com/saglik/uzmandan-otizm-uyarisi-egitim-yasam-kalitesini-belirliyor-h1347.html">Uzmandan otizm uyarısı: Eğitim yaşam kalitesini belirliyor</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.medicaldunya.com/saglik/diste-curugun-en-buyuk-nedeni-sekerin-miktari-degil-tuketim-h1346.html</link>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 19:26:08 +0300</pubDate>
		<category><![CDATA[saglik]]></category>
		<title><![CDATA[Dişte çürüğün en büyük nedeni şekerin miktarı değil, tüketim sıklığı]]></title>
		<description><![CDATA[Yapışkan ve şekerli gıdaların diş yüzeyinde uzun süre kalarak çürük riskini artırdığını belirten  Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, , asitli içeceklerle birlikte tüketimin diş minesine ciddi zarar verdiğine dikkat çekti.]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[&lt;p&gt;Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, şekerli ve asitli gıdaların diş sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Yapışkan şekerlemeler, karamel, lokum ve kuru meyveler gibi gıdaların diş yüzeyine tutunarak uzun süre temizlenemediğini belirten Yıldırım, bu durumun ağızdaki bakterilerin şekeri fermente etmesine ve çürük oluşumunu başlatan asitlerin ortaya çıkmasına neden olduğunu söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Diş minesinin büyük bölümünün kalsiyum ve fosfat minerallerinden oluştuğunu ifade eden Yıldırım, ağız ortamındaki pH'ın 5,5'in altına düşmesiyle birlikte diş minesindeki minerallerin çözünmeye başladığını belirtti. Bu sürecin 'demineralizasyon' olarak adlandırıldığını kaydeden Yıldırım, başlangıçta beyaz lekelerle kendini gösteren bu hasarın ilerlemesi halinde kalıcı diş çürüklerine dönüştüğünü dile getirdi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;img src=https://www.igfhaber.com/static/2026/01/01/1767191863-rabia-y-ld-r-m-1767261571-307-x750.jpeg style=height:421px; width:750px /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;ŞEKERİN MİKTARINDAN ÇOK TÜKETİM SIKLIĞI ÖNEMLİ&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Diş çürüğü açısından en önemli risk faktörünün gün içinde sık sık şeker tüketmek olduğuna dikkat çeken Öğretim Üyesi Dr. Rabia Yıldırım, aynı miktardaki şekerin tek seferde tüketilmesi ile gün boyu küçük porsiyonlar halinde tüketilmesi arasında önemli fark bulunduğunu söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Sık şeker tüketiminde ağız pH'ının sürekli düşük kaldığını ve tükürüğün diş minesini onarması için yeterli zaman bulamadığını belirten Yıldırım, bu durumun çürük riskini önemli ölçüde artırdığını ifade etti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Diş minesindeki mineral kaybının erken dönemde geri döndürülebileceğini belirten Yıldırım, asit atağı sona erdiğinde tükürüğün içerdiği kalsiyum, fosfat ve florür sayesinde diş minesinin yeniden güçlenebildiğini söyledi. Ancak sık şeker tüketimi ve yetersiz ağız bakımının bu doğal onarım mekanizmasını engellediğini, bunun sonucunda geri dönüşü olmayan çürüklerin oluştuğunu kaydetti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;ASİT VE ŞEKER BİRLİKTE DAHA BÜYÜK TEHDİT OLUŞTURUYOR&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Asitli ve şekerli gıdaların birlikte tüketilmesinin diş minesine iki yönlü zarar verdiğini vurgulayan Yıldırım, asidin mineyi doğrudan zayıflattığını, şekerin ise bakteriler tarafından parçalanarak ilave asit oluşumuna neden olduğunu söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Kola, gazoz, enerji içecekleri, aromalı soğuk çaylar ve şekerli meyve sularının çürük riskini artıran içecekler arasında yer aldığını belirten Yıldırım, diyet veya şekersiz olarak satılan gazlı içeceklerin de asit içerikleri nedeniyle diş minesine zarar verebildiğine dikkat çekti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Şekerli veya asitli yiyecek ve içeceklerin tüketilmesinin ardından dişlerin hemen fırçalanmaması gerektiğini vurgulayan Yıldırım, bu dönemde diş minesinin geçici olarak zayıfladığını ve fırçalamanın mine kaybını artırabileceğini söyledi. Yıldırım, en doğru yaklaşımın ağzı suyla çalkalamak, şekersiz sakız çiğneyerek tükürük akışını artırmak ve dişleri fırçalamadan önce yaklaşık 30 ila 60 dakika beklemek olduğunu belirtti. Tatlı olmayan her gıdanın diş dostu olmadığını da hatırlatan Yıldırım, cips, kraker, bisküvi, beyaz ekmek ve lavaş gibi nişasta bakımından zengin gıdaların da ağızda şekere dönüşerek çürük riskini artırabildiğini sözlerine ekledi.&lt;/p&gt;
]]></yandex:full-text>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.medicaldunya.com/saglik/diste-curugun-en-buyuk-nedeni-sekerin-miktari-degil-tuketim-h1346.html">Dişte çürüğün en büyük nedeni şekerin miktarı değil, tüketim sıklığı</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.medicaldunya.com/saglik/saglikli-bir-yaz-icin-vucudun-ihtiyaclarini-dinleyerek-gelisebilecek-h1345.html</link>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 13:49:29 +0300</pubDate>
		<category><![CDATA[saglik]]></category>
		<title><![CDATA[Sağlıklı bir yaz için vücudun ihtiyaçlarını dinleyerek gelişebilecek her türlü ağrıdan uzak durun]]></title>
		<description><![CDATA[Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, yaz aylarını keyifli, sağlıklı ve her türlü ağrıdan uzak bir şekilde geçirmenin yollarını anlattı. Murat Yaycı, Yeterli miktarda su ve elektrolit tüketin. Fiziksel aktiviteleri serin saatlerde yapın. Güneşli ortamlarda şapka ve güneş gözlüğü kullanın. Hava alan giysiler tercih edin dedi.
]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[&lt;h3&gt;&lt;strong&gt;Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, yaz aylarını keyifli, sağlıklı ve her türlü ağrıdan uzak bir şekilde geçirmenin yollarını anlattı. Murat Yaycı, Yeterli miktarda su ve elektrolit tüketin. Fiziksel aktiviteleri serin saatlerde yapın. Güneşli ortamlarda şapka ve güneş gözlüğü kullanın. Hava alan giysiler tercih edin dedi.&lt;/strong&gt;&lt;/h3&gt;

&lt;p&gt;Yaz mevsimini sağlıklı ve enerjik geçirmek için sıcak havalarda vücudun ihtiyaçlarını doğru karşılamak büyük önem taşıyor. Uzun süre güneş altında kalmak ve yeterli sıvı tüketmemek, baş ağrısından sıcak çarpmasına kadar uzanan sağlık sorunlarını beraberinde getirebiliyor.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;aşırı sıcaklardan korunabilmenin yöntemlerini şöyle sıraladı: Yaz aylarında sıcak havanın keyfini çıkarmak için bazı önlemler almak gerekiyor. Öncelikle gün içinde yeterli miktarda su ve elektrolit tüketin. Fiziksel aktiviteleri serin saatlere planlayın. Güneşli ortamlarda şapka ve güneş gözlüğü kullanın. Vücudu saran, hava geçirmez giysilerden kaçının. Belirtiler başladığında dinlenmekten çekinmeyin. Yaz sıcaklarının yorgunluğun yanında vücut dengesinin bozulmasına ve sıcağa bağlı baş ağrısı ve halsizlik gibi durumlara neden olabildiğini belirten Murat Yaycı, Baş ağrınız giderek şiddetleniyorsa veya aldığınız önlemlere rağmen iyileşmiyorsa doktorunuza danışarak uygun ağrı kesicilerle tedavinizi destekleyin dedi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Vücut ısıya maruz kaldığında sıvıya ihtiyaç duyar&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Yaz aylarında yüksek sıcaklarda açık havada uzun süre yürümek, spor yapmak, çalışmak ya da doğrudan güneş altında kalmak gibi durumlar, vücudun aşırı ısıya maruz kalmasına neden oluyor. Aşırı ısının vücut dengesinin bozulmasına ve aynı zamanda baş ağrısı ve migren sıklığının artmasına neden olabileceğini vurgulayan Uzman Dr. Yaycı, Vücudumuz, ısıya maruz kaldığı sırada sıvı kaybı da yaşar. Bu süreçte terleme yoluyla kaybedilen sodyum, potasyum ve magnezyum gibi mineraller, sinir sistemi ve damar dengesini etkileyerek baş ağrısını tetikleyebilir. Aynı zamanda sıcaklık değişimleri, beyindeki serotonin düzeylerini dalgalandırarak migren ataklarını kolaylaştırabilir diye konuştu.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Baş ağrısından korunmak için belirtiler hissedildiği anda serin bir ortama geçilmeli&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Murat Yaycı, sıcağa bağlı baş ağrılarının genellikle şakaklarda zonklayıcı tarzda hissedildiği; halsizlik, ışığa hassasiyet, ağız kuruluğu ve yoğun susuzluk hissi gibi belirtilerle birlikte kendini gösterebileceği bilgisini verdi. Yaycı, Eğer bu tabloya yüksek ateş, bulantı, kusma, bilinç bulanıklığı veya soluk ve soğuk cilt gibi bulgular eşlik ediyorsa, bu durum sıcak çarpması anlamına gelebilir ve acil tıbbi müdahale gerektirir. Sıcağa bağlı baş ağrısından korunmak için, belirtiler hissedildiği anda serin bir ortama geçilmesi, fazla giysilerin çıkarılması ve su ya da elektrolit içeren sıvıların tüketilmesi gerekiyor ifadelerini kullandı.&lt;/p&gt;
]]></yandex:full-text>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.medicaldunya.com/saglik/saglikli-bir-yaz-icin-vucudun-ihtiyaclarini-dinleyerek-gelisebilecek-h1345.html">Sağlıklı bir yaz için vücudun ihtiyaçlarını dinleyerek gelişebilecek her türlü ağrıdan uzak durun</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.medicaldunya.com/ozel-haber/menopoz-doneminde-kadin-sagliginin-gizli-kahramani-h1344.html</link>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:59:01 +0300</pubDate>
		<category><![CDATA[ozel-haber]]></category>
		<title><![CDATA[Menopoz Döneminde Kadın Sağlığının Gizli Kahramanı]]></title>
		<description><![CDATA[Menopoz döneminde düşen östrojen seviyeleri, cilt, eklem ve kemik dokusunda yaşa bağlı değişimlerin daha belirgin hale gelmesine sebep olabiliyor. Orzax Medikal Grup Müdürü Dr. Göktuğ Göktaş, kolajen peptitlerine ilişkin bilimsel verilerin umut verici olduğunu, ancak takviye kullanımının bireysel sağlık durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Menopoz döneminde düşen östrojen seviyeleri, cilt, eklem ve kemik dokusunda yaşa bağlı değişimlerin daha belirgin hale gelmesine sebep olabiliyor. Orzax Medikal Grup Müdürü Dr. Göktuğ Göktaş, kolajen peptitlerine ilişkin bilimsel verilerin umut verici olduğunu, ancak takviye kullanımının bireysel sağlık durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Menopoz dönemi, kadın vücudunda hormonal değişimlerle birlikte cilt, kas-iskelet sistemi ve kemik dokusunda yaşa bağlı değişimlerin hızlandığı bir süreç olarak öne çıkıyor. Östrojen seviyelerindeki düşüş, kolajen üretimini destekleyen mekanizmaların zayıflamasına sebep olurken bu durum cilt elastikiyetinin azalması, eklem rahatsızlıkları ve kemik sağlığında değişiklikler gibi birçok alanda etkisini gösterebiliyor.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Menopoz sonrası dönemde kolajen miktarında azalma görülebiliyor&lt;img class=detayFoto src=https://www.medicaldunya.com/images/upload/Ekran_Resmi_2026-07-14_11.59.53.png style=float:right; height:379px; margin:7px; width:350px /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Menopoz sürecindeki hormonal dalgalanmaların en somut etkilerinin cilt ve dokularda görüldüğünü belirten&amp;nbsp;Orzax Medikal Grup Müdürü&amp;nbsp;Dr. Göktuğ Göktaş şunları söylüyor:&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Araştırmalara göre kadınlar, menopozdan sonraki ilk beş yıl içinde cilt kolajenlerinin yüzde 30'una yakınını kaybedebiliyor.&amp;nbsp;Ardından gelen her yıl için de yaklaşık yüzde 2'lik bir kayıp daha yaşanabiliyor. Östrojen seviyesinin düşmesiyle birlikte kolajen sentezini destekleyen mekanizmalar zayıflıyor.&amp;nbsp;Bu durum menopoz döneminde cilt, eklem ve kemiklerde gözlenen ani değişimleri de açıklıyor.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Menopoz sonrası dönemde kolajen peptitlerine ilişkin bilimsel bulgular&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Kolajen takviyelerinin klinik olarak en fazla araştırıldığı alanların başında cilt sağlığı geliyor. Hidrolize kolajen üzerine yürütülen bazı klinik çalışmalarda cilt nemi ve elastikiyetine ilişkin olumlu bulgular raporlandığını belirten Dr. Göktuğ Göktaş, menopoz döneminde eklem sağlığına yönelik araştırmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu ifade ediyor ve şunlara dikkat çekiyor:&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Normal şartlarda östrojen hormonu eklem dokusunun korunmasına yardımcı oluyor. Ancak östrojen seviyelerinin düşmesiyle birlikte iltihaplanma artabilirken bu durum eklem dokusunda yapısal değişikliklere yol açabiliyor. Kolajen peptitleri üzerine yürütülen bazı klinik çalışmalardaysa, kireçlenme bulunan bireylerde ağrı, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesi gibi klinik parametrelerde olumlu bulgular bildiriliyor.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Menopozla birlikte östrojen seviyelerinin düşmesi, kemik kaybını hızlandırabiliyor. Bu nedenle kolajen peptitleri, menopoz sonrası kemik sağlığını desteklemeye yönelik araştırılan beslenme yaklaşımları arasında yer alıyor. Dr. Göktaş, Bilimsel çalışmalarda, günde 5 gram kolajen peptidi kullanan menopoz sonrası kadınların bel omurgası ve kalça bölgesindeki kemik mineral yoğunluğuna ilişkin bazı ölçümlerde plaseboya kıyasla olumlu bulgular bildirildiğini ve bu sonuçların dört yıl süren takip araştırmasında da izlenmeye devam edildiğinin aktarıldığını söylüyor.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Hormonal dalgalanmaların bir diğer yansıması olan saç incelmesi ve kırılgan tırnaklar konusunda da dikkat çekici veriler olduğunu söyleyen Dr. Göktuğ Göktaş, Klinik araştırmalarda, 24 hafta boyunca günlük kolajen peptidi kullanan katılımcılarda tırnak büyümesi ve kırılganlığına ilişkin olumlu sonuçlar bildirildiğini, ayrıca bazı çalışmalarda kolajen peptitlerinin C vitamini, silika veya resveratrol gibi bileşenlerle birlikte değerlendirildiğini, ayrıca saç kalınlığı ve tırnak yapısına ilişkin olumlu bulguların raporlandığını  ifade ediyor.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kronik rahatsızlığı olanlar doktora danışmalı&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Orzax Medikal Grup Müdürü Dr. Göktuğ Göktaş, Kolajen takviyelerinin dengeli ve çeşitli beslenmenin yerine geçmediğini, özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerde kullanım kararının mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmesi gerektiğini de vurgulayarak şu önerilerde bulunuyor:&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Takviye kullanımında genel güvenlik ilkeleri her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle böbrek taşı, karaciğer rahatsızlığı gibi sağlık sorunları bulunan kişilerin kolajen takviyesi kullanmadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları önerilir.&lt;/p&gt;
]]></yandex:full-text>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.medicaldunya.com/ozel-haber/menopoz-doneminde-kadin-sagliginin-gizli-kahramani-h1344.html">Menopoz Döneminde Kadın Sağlığının Gizli Kahramanı</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	</channel>
</rss>


