<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss xmlns:yandex="http://haber.yandex.com.tr/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
	<channel>
	<title>Sağlıkla ilgili herşey burada</title>
	<link>https://www.medicaldunya.com/</link>
	<description>Sağlıkla ilgili herşey burada</description>
	<image>
		<title>Sağlıkla ilgili herşey burada</title>
		<link>https://www.medicaldunya.com/</link>
		<url>https://www.medicaldunya.com/images/banner/no_headline.jpg</url>
	</image>

	
	<item>
		<link>https://www.medicaldunya.com/saglik/uzmandan-otizm-uyarisi-egitim-yasam-kalitesini-belirliyor-h1347.html</link>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:53:03 +0300</pubDate>
		<category><![CDATA[saglik]]></category>
		<title><![CDATA[Uzmandan otizm uyarısı: Eğitim yaşam kalitesini belirliyor]]></title>
		<description><![CDATA[Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu&amp;#039;nda erken tanı ve bilimsel temelli eğitimin büyük önem taşıdğunu belirterek, ailelerin ilk belirtileri fark ettiklerinde vakit kaybetmeden uzmana başvurmaları gerektiğini söyledi.]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;strong&gt;İSTANBUL - NP İstanbul Beyin Hastanesi&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu'nun (OSB) nedenleri, erken belirtileri ve tedavi sürecine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Otizmin sosyal iletişim becerilerinde farklılıklar ile sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir durum olduğunu belirten Luş, belirtilerin her bireyde farklı düzeylerde görülebileceğini ifade etti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Bilimsel çalışmaların otizmin ortaya çıkmasında en önemli etkenin genetik yatkınlık olduğunu gösterdiğini vurgulayan Luş, ileri anne ve baba yaşının da risk faktörleri arasında değerlendirildiğini söyledi. Aşıların veya ebeveyn ilgisizliğinin otizme neden olduğuna ilişkin iddiaların ise bilimsel olarak geçerliliğinin bulunmadığını kaydetti.&lt;img class=detayFoto src=https://www.medicaldunya.com/images/upload/otzm.png style=float:left; height:343px; margin:9px; width:350px /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;İLK BELİRTİLER BEBEKLİK DÖNEMİNDE GÖRÜLEBİLİYOR&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Otizmin ilk belirtilerinin çoğunlukla yaşamın ilk yıllarında ortaya çıktığını belirten Luş, isme tepki vermeme, göz teması kurmama, gülümsemeye karşılık vermeme, bakım verenle iletişim kurmakta isteksizlik ve 'ce-ee' gibi karşılıklı oyunlara ilgi göstermemenin önemli uyarı işaretleri arasında yer aldığını söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Dil gelişimindeki gecikmelerin de dikkatle takip edilmesi gerektiğini ifade eden Luş, bir yaş civarında anlamlı sözcüklerin başlamaması ve iki yaşında iki kelimelik cümlelerin kurulamamasının uzman değerlendirmesi gerektirdiğini belirtti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Otizm ile zekâ arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını vurgulayan Luş, otizmli bireylerin bilişsel özelliklerinin farklılık gösterebildiğini ifade etti. Bazı bireylerin üstün bilişsel becerilere sahip olabileceğini, bazılarında ise zihinsel gelişim geriliğinin tabloya eşlik edebileceğini belirten Luş, her bireyin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;TANI KLİNİK DEĞERLENDİRMEYLE KONULUYOR&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Genetik testlerin bazı durumlarda uygulanabildiğini ancak tek başına otizm tanısı koydurmadığını dile getiren Luş, otizmin Down sendromunda olduğu gibi belirli bir gen üzerinden teşhis edilen bir hastalık olmadığını, tanının çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlarının ayrıntılı klinik değerlendirmesiyle konulduğunu ifade etti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Bilimsel olarak etkinliği kanıtlanan temel yaklaşım eğitim&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Otizm tedavisinde bilimsel etkinliği kanıtlanmış en önemli yöntemin eğitim olduğunu belirten Luş, erken tanı alan ve bireysel ihtiyaçlarına uygun, düzenli eğitim programlarına katılan çocukların sosyal iletişim ve bağımsız yaşam becerilerinde önemli gelişmeler gösterebildiğini söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Otizm şüphesi oluştuğunda ailelerin vakit kaybetmeden uzman desteği alması gerektiğini vurgulayan Luş, doğru tanı, bireyselleştirilmiş eğitim programı ve aileye yönelik rehberlik hizmetlerinin sürecin en önemli basamakları olduğunu belirtti. Erken tanının hem tedavi başarısını hem de bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığına dikkat çekti.&lt;/p&gt;
]]></yandex:full-text>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.medicaldunya.com/saglik/uzmandan-otizm-uyarisi-egitim-yasam-kalitesini-belirliyor-h1347.html">Uzmandan otizm uyarısı: Eğitim yaşam kalitesini belirliyor</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	<item>
		<link>https://www.medicaldunya.com/saglik/diste-curugun-en-buyuk-nedeni-sekerin-miktari-degil-tuketim-h1346.html</link>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 19:26:08 +0300</pubDate>
		<category><![CDATA[saglik]]></category>
		<title><![CDATA[Dişte çürüğün en büyük nedeni şekerin miktarı değil, tüketim sıklığı]]></title>
		<description><![CDATA[Yapışkan ve şekerli gıdaların diş yüzeyinde uzun süre kalarak çürük riskini artırdığını belirten  Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, , asitli içeceklerle birlikte tüketimin diş minesine ciddi zarar verdiğine dikkat çekti.]]></description>
		<yandex:full-text><![CDATA[&lt;p&gt;Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, şekerli ve asitli gıdaların diş sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Yapışkan şekerlemeler, karamel, lokum ve kuru meyveler gibi gıdaların diş yüzeyine tutunarak uzun süre temizlenemediğini belirten Yıldırım, bu durumun ağızdaki bakterilerin şekeri fermente etmesine ve çürük oluşumunu başlatan asitlerin ortaya çıkmasına neden olduğunu söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Diş minesinin büyük bölümünün kalsiyum ve fosfat minerallerinden oluştuğunu ifade eden Yıldırım, ağız ortamındaki pH'ın 5,5'in altına düşmesiyle birlikte diş minesindeki minerallerin çözünmeye başladığını belirtti. Bu sürecin 'demineralizasyon' olarak adlandırıldığını kaydeden Yıldırım, başlangıçta beyaz lekelerle kendini gösteren bu hasarın ilerlemesi halinde kalıcı diş çürüklerine dönüştüğünü dile getirdi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;img src=https://www.igfhaber.com/static/2026/01/01/1767191863-rabia-y-ld-r-m-1767261571-307-x750.jpeg style=height:421px; width:750px /&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;ŞEKERİN MİKTARINDAN ÇOK TÜKETİM SIKLIĞI ÖNEMLİ&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Diş çürüğü açısından en önemli risk faktörünün gün içinde sık sık şeker tüketmek olduğuna dikkat çeken Öğretim Üyesi Dr. Rabia Yıldırım, aynı miktardaki şekerin tek seferde tüketilmesi ile gün boyu küçük porsiyonlar halinde tüketilmesi arasında önemli fark bulunduğunu söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Sık şeker tüketiminde ağız pH'ının sürekli düşük kaldığını ve tükürüğün diş minesini onarması için yeterli zaman bulamadığını belirten Yıldırım, bu durumun çürük riskini önemli ölçüde artırdığını ifade etti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Diş minesindeki mineral kaybının erken dönemde geri döndürülebileceğini belirten Yıldırım, asit atağı sona erdiğinde tükürüğün içerdiği kalsiyum, fosfat ve florür sayesinde diş minesinin yeniden güçlenebildiğini söyledi. Ancak sık şeker tüketimi ve yetersiz ağız bakımının bu doğal onarım mekanizmasını engellediğini, bunun sonucunda geri dönüşü olmayan çürüklerin oluştuğunu kaydetti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;strong&gt;ASİT VE ŞEKER BİRLİKTE DAHA BÜYÜK TEHDİT OLUŞTURUYOR&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Asitli ve şekerli gıdaların birlikte tüketilmesinin diş minesine iki yönlü zarar verdiğini vurgulayan Yıldırım, asidin mineyi doğrudan zayıflattığını, şekerin ise bakteriler tarafından parçalanarak ilave asit oluşumuna neden olduğunu söyledi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Kola, gazoz, enerji içecekleri, aromalı soğuk çaylar ve şekerli meyve sularının çürük riskini artıran içecekler arasında yer aldığını belirten Yıldırım, diyet veya şekersiz olarak satılan gazlı içeceklerin de asit içerikleri nedeniyle diş minesine zarar verebildiğine dikkat çekti.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Şekerli veya asitli yiyecek ve içeceklerin tüketilmesinin ardından dişlerin hemen fırçalanmaması gerektiğini vurgulayan Yıldırım, bu dönemde diş minesinin geçici olarak zayıfladığını ve fırçalamanın mine kaybını artırabileceğini söyledi. Yıldırım, en doğru yaklaşımın ağzı suyla çalkalamak, şekersiz sakız çiğneyerek tükürük akışını artırmak ve dişleri fırçalamadan önce yaklaşık 30 ila 60 dakika beklemek olduğunu belirtti. Tatlı olmayan her gıdanın diş dostu olmadığını da hatırlatan Yıldırım, cips, kraker, bisküvi, beyaz ekmek ve lavaş gibi nişasta bakımından zengin gıdaların da ağızda şekere dönüşerek çürük riskini artırabildiğini sözlerine ekledi.&lt;/p&gt;
]]></yandex:full-text>
		<yandex:related>
		<link url="https://www.medicaldunya.com/saglik/diste-curugun-en-buyuk-nedeni-sekerin-miktari-degil-tuketim-h1346.html">Dişte çürüğün en büyük nedeni şekerin miktarı değil, tüketim sıklığı</link>
		</yandex:related>


	</item>

	
	</channel>
</rss>


